Mağdur* Suçlayıcılık

628
views

Bir Psikolojik ve Sosyal Şiddet Biçimi Olarak: “Mağdur[1] Suçlayıcılık”

Psikolojik ve Sosyal Şiddete Dair

Psikolojik ve sosyal şiddet; şiddet türleri içinde en az görünür olan, bu nedenle hem fark etmesi hem de mücadele etmesi oldukça zor ve karmaşıktır. Genellikle psikolojik (duygusal) şiddeti; kişiye yönelik korku uyandıracak, kendisine olan güvenini ve saygısını zedeleyecek konuşmalara, sözlere ve davranışlara maruz bırakmak olarak tanımlayabiliriz. Sosyal şiddet ise; kişiye sosyal ilişkilerinin kısıtlanması, kontrol edilmesi ve sosyal çevresinden soyutlanması ya da yalnızlaşmasına sebep olacak şekilde davranılmasıdır.[2] Duygusal ve psikolojik şiddet kişiye bu şekillerde yöneltileceği gibi, kişinin yaşadığı şiddetin kendi sorumluluğu olduğunu açıktan belirten ya da ima eden şekillerde, yani “mağdur suçlayıcılık” ile iç içe geçmiş bir biçimde de yönelebilir. Her ne kadar “mağdur suçlayıcılık” cinsel şiddetle mücadelede ajandamıza aldığımız önemli kavramlardan biri olsa da, bu kavramın psikolojik ve sosyal şiddetle ilişkisinin çok farklı boyutları bulunmaktadır. Ancak öncelikle “mağdur suçlayıcılık” kavramına biraz daha yakından bakalım.

“Mağdur Suçlayıcılık”

Toplumsal cinsiyet temelli şiddet; baskın ataerkil normlar ve buna bağlı olarak gelişen toplumsal cinsiyet rolleri ve güç ilişkilerinden beslenir. Bütün bu sistemin hem oluşumunda hem de sürdürülmesinde toplumsal cinsiyet temelli şiddete dair mitler (norm kabul edilen yanlış inanışlar) bir meşrulaştırma aracı olarak kullanılır. Bu mitlerden en yaygın olanları; faillerin öfke kontrolü problemleri ya da psikolojik problemleri nedeniyle şiddet uyguladığı, şiddetin sadece düşük sosyoekonomik düzeydeki insanların arasında yaşandığı şeklinde sıralanabilir. En yaygın mitlerden bir diğeri ise “mağdur suçlayıcılık” kavramının ortaya çıkmasına neden olan, şiddetin sorumluluğunun maruz bırakılan kişiye, yani hayatta kalana yüklenmesidir.

İngilizce’de “victim blaming” olarak kullanılan bu kavram; basitçe baktığımızda ‘mağduru suçlama’, ‘mağduru kabahatlendirme’ diye çevirebileceğimiz eleştirel bir kavramdır. Aslında amacı da şiddet durumunu hayatta kalanın sorumluluğu haline getirmek isteyen miti işaret etmektir. Fail ve işlediği fiil de bu şekilde görünmez olur ve aklanır. Mağdur suçlayıcılar “hiç kimse cinsel şiddeti hak etmez” yerine “bazı insanlar cinsel şiddeti hak eder” düşüncesinden beslenir. Çoğu zaman açıktan suçlamada bulunmaz, örtük olarak mağdurun şiddeti hak ettiğini telkin ederler. Ancak “şunu yapan tacizi hak eder”, “bunu giyen tecavüzü hak eder” gibi açıktan mağdur suçlayıcılar da bulunmaktadır.[3] Ayrıca bazen mağdur suçlayıcılık; eğer bir kişi şiddeti durduramıyorsa, durdurmayı yeterince istemiyordur ya da şiddetten zevk alıyordur mitiyle de ortaya çıkabilir.

 

Flört şiddetinde akran baskısı ile “mağdur suçlayıcılık”

Bildiğimiz gibi flört şiddeti; duygusal/romantik/cinsel bir beraberlik içerisinde ya da beraberlik bittikten sonra partnerlerden birinin diğeri –ya da birbiri- üzerinde güç ve kontrol kazanmaya çalıştığı, zarar verici davranış biçimlerini ifade eder.[4]

Özellikle flört şiddetine maruz bırakılan kişilere yönelen “mağdur suçlayıcılık” şiddetin sorumluluğunu kişiye yükleyen bir akran baskısına da dönüşebilir. Örneğin; hayatta kalana “bu davranışın yüzünden şiddete maruz bırakılmış olabilirsin” derken uygulanan açık mağdur suçlayıcılık, “bu ilişkide şiddet yaşadığını bildiğin halde neden ısrarla devam ediyorsun” şeklinde örtük ifadelerle yine kişiyi psikolojik ve sosyal şiddete maruz bırakabilir. Çünkü kişinin flört şiddeti yaşadığı bir ilişkiden çıkmaması ya da çıkamamasının çeşitli sebepleri olabilir.

Şiddet yaşanan ilişkiden neden çıkamayabiliriz?

Bu soruyu sorduğumuzda aklımıza ilk gelen cevaplardan biri olan “neyin şiddet olduğunu bilmemek” şiddeti durduramamanın en önemli ve başlıca nedenlerinden biridir. Aslında bir çoğu flört şiddetine referans eden durumlar, toplumsal cinsiyet rolleri ve baskın ataerkil kodlarla birleşerek yaşanan durumun meşrulaştırılmasına sebep olabilir. Bu kodlar flört şiddetine dair mitlerle de beslenerek sürdürülür. Örneğin; “bir kişinin kıskançlık davranışı kişinin sevgisini gösterir, kişiyi koruma amaçlı kısıtlamak şiddet değildir” gibi mitleri hepimiz aileden, okuldan, sokaktan, sosyal çevremizden ya da medyadan öğrenir ve içselleştiririz. Bu nedenle şiddeti tanımak ve dolayısıyla da durdurmak güçleşir. Ancak şiddeti durduramamanın çok daha karmaşık dinamiklere dayanan başka bir çok nedeni de bulunmaktadır.

Şiddet döngüsünün uzun süreli sosyal ve psikolojik etkileri

Yukarıda belirtildiği gibi şiddeti durdurmanın ilk adımı onu tanımak ve tanımlayabilmek olsa da, bunun gerçekleşmesi zaman zaman hiç kolay olmayabilir. Bunun nedenlerinden biri kişinin uzun süredir flört şiddeti yaşanan bir ilişkide kalması ve şiddet döngüsüne maruz bırakılması olabilir. Şiddetin bütün türleri için ele alabileceğimiz şiddet döngüsü olgusunu flört ilişkisi içerisinde de izlemek oldukça mümkündür.

Flört şiddeti, belli davranış biçimlerinin tekrar etmesiyle tanımlanır. Şiddet içeren ilişkilerde şiddet davranışları genellikle artarak devam eden bir özelliğe sahiptir. Fakat bu ilk belirtinin şiddet olmadığı anlamına gelmez. Bir şiddet davranışını ‘tek seferlik’ diyerek önemsizleştirmemek ve bu davranışın yeni şiddet davranışlarının işareti olabileceğini unutmamak çok önemlidir. Döngüyü fark etmenin ardından atılacak bir sonraki adım bu döngünün dışına çıkabilmektir. Şiddet döngüsünü kırmak sanıldığı kadar kolay değildir. Bu nedenle; şiddet içeren güvensiz bir ilişki yaşadığını fark ettiğiniz bir kişiyi desteklemek ve güçlendirmek önemlidir. Bu durumda şiddetin normal bir davranış gibi kabul edilmemesi oldukça önemlidir.[5]

Yaşanan şiddetin bir döngüye dönüşmüş olması ve bu döngünün uzun bir süredir devam etmesi hayatta kalanın üzerinde sosyal ve psikolojik etkilere neden olabilir. Özellikle “mağdur suçlayıcılık” çerçevesinde değerlendirebileceğimiz gibi, şiddetin sorumluluğu hayatta kalana yüklendiğinde bir süre sonra kişi de yaşadığı şiddetin sorumlusunun kendisi olduğunu düşünmeye başlayabilir. Kişi maruz bırakıldığı şiddetten dolayı utanç duyduğu için paylaşmaktan kaçınabilir ya da uzun süredir sosyal şiddete maruz bırakılan aşırı kontrol altında tutulması, çevreyle olan iletişimini ve duygusal paylaşımının azaltılması da kişiyi çaresiz ve yalnız hissettirebilir. Aynı zamanda kişi yaşadığı şiddeti durduramıyorsa, onunla baş etmek için şiddetin herkesin başına geldiği varsayımı ile normalleştirmeye çalışabilir. Zaten genellikle şiddet uygulayan taraf da benzer ifadelerle şiddeti meşrulaştırdığı için kişi de bu yönde düşünmeye başlayabilir. Bu nedenle şiddet döngüsü nedeniyle şiddeti tanımak ve durdurmak kolay değildir.

Korku ve tehdit – aile ve akran baskısı

Flört şiddetini durduramamanın bir diğer nedeni de şiddetin fark edildiği ancak aile ya da akran baskısı nedeniyle şiddetin ifade edilemediği durumlarda yaşanır. Örneğin şiddete maruz bırakılan kişi bu durumun ailesi ya da arkadaşları tarafından öğrenilmesinden sonra alacağı tepkilerden ya da güvenlik tehditlerinden korkuyorsa şiddeti ifade etmekten kaçınabilir. Bu noktada yine “mağdur suçlayıcılık” hayatta kalan yönelen önemli bir baskı aracına dönüşeceğinden kişi şiddet ilişkisinde kalmayı ya da bu şiddetle tek başına mücadele etmeye çalışmayı tercih edebilir.

Emniyet mi? Güvenlik mi?

Yukarıda da belirtildiği gibi; şiddeti durduramamanın çok daha karmaşık dinamiklere dayanan başka nedenleri de bulunmaktadır. Örneğin; bazen kişi şiddeti fark edebildiği ve çeşitli destek mekanizmalarına erişebildiği halde şiddet ilişkisinde kalmayı tercih edebilir. Kişi aslında “emniyette” olmadığı bir ilişkide dahi kendisini “güvende” hissedebilir. Kişinin o zamana kadarki yaşamsal deneyimleri, ilişki pratiklerine dair duygu ve düşünceleri, sosyal çevresinin davranış ve tutumları gibi dinamikler şiddet yaşadığı ilişkinin içerisinde kendisini “güvende” hissetmesine neden olabilir. Bu noktada kişiye kendisini hiç hazır hissetmediği ya da şimdiye kadar ördüğü düzeni bir anda tamamen alt üst edecek “plan” ya da “çözüm” önerileri sunmak bu kişinin daha da tedirgin hissederek adım atmamasına yol açabilir.

Peki ne yapabiliriz?

Yargılamadan dinlemek

Kulağa klişe gibi gelse de bazen yargılamadan dinlediğimizi sandığımız durumlarda da karşımızdaki kişiyi yargılıyor olabilir. Direkt olarak suçlayıcı ifadeler içermese bile yapılan imalar, anlamaya değil meraka dair sorular da yargılayıcı anlamlar taşıyabilir. Daha önce de belirtildiği gibi “sen böyle yaptığın için bu şiddeti yaşadın” demek ne kadar “mağdur suçlayıcılık” ise “bunun şiddet olduğunu bile bile nasıl bu ilişkide kalırsın?” demek de bir sosyal şiddettir ve yine hayatta kalanı yargılamaktadır.

Şiddete dair bildiklerimizi paylaşmak

Bir kişiye şiddete dair bildiklerimizi aktarmak, şiddet türleri, şiddet döngüsü hakkında bilgi vermek her zaman önemlidir. Örneğin; kişinin tam “acaba şiddeti hak edecek bir şeyler mi yapıyorum?” diye düşündüğü noktada ona şiddet döngüsünden bahsetmek hayatta kalanın kendine dair şüphelerini ve kaygılarını azaltmaya yardımcı olabilir. Şiddeti hemen durdurmasa da kişide ufak tefek kırılmalar yaşanmasına neden olabilir. Ayrıca hayatta kalan ile güvenilir olduğunu düşündüğümüz yayınları paylaşmak, onu destek kişilerine ve kanallarına yönlendirmek çok kritik önem taşır. Ancak bunu yaparken de dilimizi hiyerarşik bir yerden kurmamak ve hiçbirimizin şiddet anlamında “kurtarılmış” kişiler olmadığımızı aklımızda tutmak çok önemlidir.

Kararlara müdahale etmemek – Önce güvenlik !

Yine bu noktada kişiye gerekli bilgileri verdikten ve onunla bildiğimiz mücadele kaynaklarını da paylaştıktan sonra onu bir karara zorlamamak çok önemlidir. Çünkü bir kişinin hareket alanı, yapıp yapamayacaklarını ve o anki koşullarını kişinin kendisinden iyi kimse bilemez. Bazen bizim bir kişi için düşündüğümüz “çözüm” ya da karar o kişinin güvenliğini ciddi anlamda tehlikeye atabilir, ya da kişiyi hazır olmadığı bir senaryoya zorlamak onun tedirginlik düzeyini artırıp cesaretini kırabilir hatta şiddeti durdurmasını geciktirebilir. Bu nedenle kimsenin “kurtarıcı”sı olmadığımızı hatırlamak hem hepimizin maruz bırakılan olabileceği bir konuda hiyerarşik bir yere konumlanmamak hem de kendimiz ile hayatta kalanın kişisel sınırlarını korumak açısından çok önemlidir.

Karşılaşmaları Artıralım!

Rızanın sorgulanması ve çok boyutlu değerlendirilmesinde olduğu gibi; “mağdur suçlayıcı” yaklaşımın varlığı da sorgulanmalı ve üzerine çalışmalar yapılmalıdır. Bir şiddet vakası üzerine konuşan herkesin kendisinde ve karşısındaki insanın yaklaşımında “mağdur suçlayıcılık” olup olmadığına dikkat geliştirmesi şiddetle mücadelede çok değerlidir. Aynı zamanda bütün destek mekanizmalarının ve dayanışmanın mağdur suçlayıcı yaklaşımdan arındırılması, hayatta kalanların yeni mağduriyetler ve ikincil travmalar yaşamaması ve toplumsal mitlerin yıkılması için de çok önemlidir.[5] Bu mücadele aynı zamanda şiddet kültürünün analiz edilebilmesi ve cinsiyet eşitsizliği ile şiddet ilişkisinin kurulabilmesi açısından çok önemlidir.

Unutulmamalıdır ki; mağdur suçlayıcı yaklaşımı besleyen mitlerle mücadele etmek ve şiddeti durdurmak aniden gerçekleşmeyecektir. Bu çok boyutlu şiddeti durdurmak birikimsel ve uzun bir süreç gerektirebilir. Okuduğumuz bir kitap, izlediğimiz bir film, katıldığımız bir panel, karşılaştığımız bir arkadaş, görüştüğümüz bir uzman hepimizde farklı kırılmalara sebep olabilir. Bu karşılaşmalar şiddetle mücadelede birikimsel ve bütünsel bir rol oynar. Biz de bu karşılaşmaların sayısını olabildiğince artırmaya çalışarak şiddetle hep birlikte mücadele edebiliriz. Karşılaşmak ümidiyle…

Leyla Soydinç, Psikolog


[1] Yaklaşımsal olarak “mağdur” kelimesinin kullanımı tercih edilmese de “mağdur suçlayıcılık” İngilizce “victim blaming” kavramından çevrilmiştir ve bu nedenle metnin içerisinde anlaşılır olabilmesi açısından “mağdur suçlayıcılık” olarak kullanılmıştır. Ancak bu kavram dışında Bu kavram hayatının bir döneminde cinsel şiddetin herhangi bir biçimine maruz bırakılmış olan kişiler için, ‘mağdur’ ya da ‘kurban’ yerine daha güçlendirici olan ‘hayatta kalan’ (survivor) kelimesinin kullanılması tercih edilir. Hayatta kalmak; yaşanılan şiddet ve yarattığı travmanın ölçüsü ne olursa olsun, içimizdeki güçle, kendimize tutunarak ve çevremizden destek alarak şifa bulabileceğimizi, daha tatminkar ve üretken bir hayat yaşayabileceğimizi bize anlatır.
Cinsel Şiddetle Mücadeler Derneği, Kavram Tartışmaları-1, “Fail-Mağdur algısı ve Hayatta Kalan”
[2] Toplum Gönüllüleri Vakfı Genç Kadın Fonu, Flört Şiddeti Broşürü, 2016
[3] Cinsel Şiddetle Mücadeler Derneği, Kavram Tartışmaları-6 “Çeviri Kavramlar”
[4] Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Gençler Arası İlişkilerde Flört Şiddeti, Eğitimciler İçin Bilgilendirici Broşür, 2017
[5] Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Gençlerle Güvenli İlişkiler Üzerine Çalışmak, Eğitimciler ve Danışmanlar İçin Uygulama El Kitabı, 2017)
[6] Cinsel Şiddetle Mücadeler Derneği, Kavram Tartışmaları-6 “Çeviri Kavramlar”