Cinsel Şiddet ve Medya

354
views

Hilal Esmer

* Bu yazı cinsel şiddetle ilgili içeriğe sahiptir ve örneklenen bazı detaylar, haber ve görsel içerikleri rahatsız edici veya tetikleyici olabilir. Lütfen okurken rahatsız hissederseniz kendinizi devam etmek için zorlamayın. Kendinize zaman tanıyın ve isterseniz iyi hissettiğinizde tekrar okumayı deneyin.

Cinsel şiddet, toplumsal hassasiyetin yüksek olduğu bir şiddet türü. Özellikle son yıllarda cinsel şiddet olaylarının medya ve basında daha fazla yer bulması cinsel şiddetin hem daha fazla görünür olmasına, hem de toplumsal tartışma zemini bulmasına katkıda bulundu. Türkiye’de şimdiye kadar akacak yeterli kanal bulamayan cinsel şiddet ve cinsel istismar konuları artık -dijital küreselleşmenin de etkisiyle- yazılı basın, internet haberciliği, televizyon, radyo ve sosyal medya gibi hemen her kanaldan akıyor diyebiliriz.

Eğer son 5 yıl içerisinde bir kırılma noktası olarak işaretlemek gerekirse, tecavüze direnen Özgecan Aslan’ın 11 Şubat 2015’te katledilmesinin[1] yarattığı toplumsal üzüntü ve öfkenin; cinsel şiddetin her alanda tartışılması ve harekete geçilmesinde itici bir etkisi olduğu söylenebilir. Bu olay ülkede o kadar büyük bir sarsıntı yarattı ki, sonrasında ulusal basın, yerel basın, internet haber siteleri cinsel şiddet ve cinsel istismar olaylarını daha fazla haberleştirmeye –ve araştırmaya- başladı. Yerel bir internet gazetesi olan karamaninsesi.com’da yayımlandıktan 1 saat sonra kaldırılan toplu cinsel istismar haberi, BirGün gazetesinin çabası ile ulusal ölçekte gündeme getirilerek Türkiye’de ‘Ensar vakası’ diye bilinen haberin geç de olsa duyulmasını sağladı ve bir sonraki toplumsal infial gerçekleşti.[2]

Cinsel istismar şikayetleri üzerine en az 3 kez soruşturma geçiren ve 2016 yılında tutuklanana kadar 33 yıl boyunca devlet kurumlarındaki görevlerine devam ettirilen Kızılay yöneticisi fail[3]; lise öğrencisinin istismar sonucu intihar ettiği olayın davasında istismarın ‘küçüğün rızasına’[4] dayalı ilişki olduğu savunmasını yapan avukat ve davanın beraatle sonuçlanması[5]; Metro Turizm otobüsündeki taciz[6]; Saadet Öğretmenin çabasıyla anılan ve kapatılmak üzereyken cezayla sonuçlanan toplu istismar olayı[7]; Şortlu kadına saldırı olarak bilinen ve benzerlerinin Pendik’te, Maçka Parkı’nda, Manisa’da ve daha bir çok yerde gerçekleştiği cinsiyetçi taciz ve darp olaylarının haberleri de basında geniş yer aldı ve yankı buldu. Genç kadınlara ve ergenlere musallat olan (ısrarlı takip) faillerin işlediği cinayet haberlerini de daha sık olarak basında görmeye başladık.[8] İhmal, yok sayma, taciz-darp konularındaki cezasızlık sonucu gözaltına alınıp serbest bırakılan, tepki oluştuğunda yeniden yakalanıp bir daha bırakılan ve ancak uyguladıkları şiddete başka suç tanımları eklenerek tutuklanabilen failler, üzeri örtülen şikayetlerin ve korunan faillerin yerlerinin değiştirilmesi, ergenlere flört ilişkilerinde ahlaki baskı uygulayan okul yönetimlerinin[9] yetişkinlerin uyguladığı istismara yönelik beyanları bildirmemesi gibi, neredeyse ülke çapında standart uygulama haline gelen çarpıcı gerçeklerle bu haberler sayesinde yüzleşmek durumunda kaldık. Yüzleşme sert oldu. Özellikle Melis Alphan Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde, gündemde sansasyon yaratan bir haber üzerine Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun ensest üzerine yaptığı bir araştırma sonucunu paylaşarak, aile içinde birinci derece kan bağı olan kişilerin uyguladığı cinsel şiddet ve istismarı tartışmaya açtığında…[10]

Böylelikle sadece cinsel şiddet ve istismar vakaları değil, konuyla ilgili gelişmelerin de haber değeri yükseldi. Siyasilerin, Diyanet ve benzeri resmi kurumların yaptıkları açıklamalar, hakimlerin verdiği kararlar ve gerekçeleri, STKların, sorumlu bağımsız basının konuyla ilgili çalışmaları ve araştırma sonuçları ile açıklanan çeşitli oran ve rakamlar, TÜİK istatistikleri artık Türkiye’de gündem ve çok boyutlu tartışmalara konu oluyor.

Sosyal medya da cinsel şiddetin duyurulmasında güçlü bir araç. Cinsel şiddetten hayatta kalan kişilerin, ya da bu şiddete tanık olanların tacizci-tecavüzcü-istismarcıları ya da takipçi/musallat olan failleri ifşa-ihbar edebildiklerini ve toplumsal karşılık bulduklarını görebiliyoruz. Hayatımız boyunca hiç gitmediğimiz-gitmeyeceğimiz yerlere, kişilere ulaşabiliyoruz, şiddetten hayatta kalanla gönül birliği yapabiliyoruz, dayanışabiliyoruz. Sosyal medyanın gücü; bilginin kaynağı veya doğruluğu muğlak olduğu durumlar da dahil, hızlı ve kitlesel bir iletişimi sağlayabilmesinde yatıyor. Yani insanları hızla ve seri olarak harekete geçirebiliyor. Örneğin; kaçırılan, alıkonan, tehdit altında bulunan genç kadınların (veya LGBTİ+lerin) çağrılarıyla sosyal medyada hızlıca örgütlenen dayanışma ağlarının kolluk kuvvetlerini veya ilgili kurumları harekete geçirerek mağdur kadınları failden kurtardıkları vakalar mevcut[11]. Özellikle Türkiye gibi, kadınlara yönelik şiddet ve cinsel şiddet konusunda oturmuş bir kriz destek sistemi bulunmayan, baskı ve susturulmanın da çok olduğu ülkelerde bu dayanışma hayat kurtarıcı olabiliyor.

Sosyal medyadaki ifşa ve ihbarların bir kısmı delil niteliği taşıyabilecek fotoğraf, video, mesaj vb. görüntülerle yapılıyor, bir kısmı da failin açık kimliği paylaşıldığında ve şiddet delillendirilmediğinde suç olabilecek şekilde beyan olarak paylaşılıyor. Türkiye’de ve dünyanın her yerinde taciz-tecavüz-istismar şiddetine maruz bırakılmış kişilerin yaşadıklarını anlattıkları veya failleri işaret ettikleri #sendeanlat ve #metoo gibi sosyal medya kampanyalarına milyonlarca kadının katıldığını görüyoruz.[12] Şiddeti duyuranlar sayesinde artık taciz tecavüz vb. eylemler yadsıyamayacağımız, görmezden gelemeyeceğimiz kadar gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Yine şiddeti duyuranlar sayesinde failler açısından bazı bedellerin ödenebildiğini de görebiliyoruz. Bu anlatılar, ispatlanabilir ya da iddia olan bazı cinsel şiddet suçlarının yasal takibe girmesine veya faillerin çeşitli yaptırımlarla karşılaşmasına sebep olabiliyor.[13] Ayrıca failin bir kere ifşa edilmesi, suç seri şekilde işlenebildiğinden aynı mağduriyeti yaşan başka kişilerin de ortaya çıkmasını sağlayabiliyor. Cinsel şiddetle ilgili sessizlik artık kırılıyor. Artık cinsel şiddet vakaları duyulduğunda ilk düşünülen şey “ya kadın/ya ibne/ya dönme/ya orospu/ya çocuk yalan söylüyorsa?” değil… Artık hayatta kalanlar olarak bizlere inanılmayacağı korkusunu eskisi kadar yaşamıyoruz. Artık yargılanma, mağdur-suçlayıcılık, nefret ve ayrımcılık karşısında eskisi kadar yalnız olmadığımızı görüyoruz ve kendimizi daha fazla güçlendirebiliyoruz.

Sonuç olarak; Türkiye’de cinsel şiddet konusu toplumda ve aynaladığı medyada tabu olmaktan çıkıyor. Tecavüzün her zaman var olduğu, ‘erkeklerin erkek olmasından’ ve cinsel açlıktan kaynaklandığı, dolayısıyla cinsel şiddetin bir doğal felaket gibi sorgulamadan kabullenilmesi gerektiği (yani haber değeri taşımadığı), sadece belli profillerin fail olarak işaretlenebileceği, çok utanılası ve münferit bir konu olduğundan gün yüzüne çıkmaması gerektiği (milli-yerel bir utanç olma meselesi ya da kısaca “bizim buralarda olmaz” yaklaşımı) ve çeşitli milliyetçi-cinsiyetçi-homofobik-transfobik algıya dayalı sorunlu yaklaşımlar da (“mağdur yalan söylüyordur ya da mesleği-kimliği-cinsiyeti-ülkesi-dini-cinsellikle ilişkilendirilebilir olması yüzünden şiddeti hak etmiştir” yaklaşımı[14]) artık hem toplumda hem de medyanın haber dilinde dönüşmeye ve azalmaya başlıyor.

Akıyor ama nasıl ve nereye?

Yazının başında cinsel şiddetle ilgili haberler artık her kanaldan daha çok akıyor demiştik. Medya’nın cinsel şiddeti haberleştirme biçimi şimdiye dek çoklukla çeşitli yanlış inanışlardan beslendi ve bunları yeniden üreterek ilerledi. Bir feminist slogan olarak “erkek adalet değil, gerçek adalet” taleplerinin meşruluğu; Türkiye’de doğup büyüyen ve buranın ahlakçı, milliyetçi erkek-egemen kültürü içinde yetişen hakimlerin, herkesi isyan ettirecek şekilde erkek failleri aklaması, indirimler uygulaması, mağdura rıza atayan kararlar alıp takdir yetkileri kullanmasından nasıl kaynaklanıyorsa; gazetecinin, televizyoncunun, sinemacının, reklamcının da işini yaparken beslendiği kültür aynı ve uygulamalar da benzer şekilde cinsiyetçi, fobik ve mağdur-suçlayıcı olabiliyor. Bu meslekler daha çok erkeklerin yönetici konumunda oldukları, nitelik, genel kültür ve entellektüellik gerektiren beyaz yakalı iş kolları olduğundan, meslek sahipleri kendilerinin eril kültürden etkilenmediğini ve Türkiye’nin geri kalanından çok farklı olduklarını varsayabiliyorlar. Oysa çıktılara; yani gazete haberlerine, köşe yazılarına, televizyon dizilerine, tartışma programlarına, internetteki yayınlara, ticari sinema filmlerine ve reklamlara baktığımızda, uygulamaların cinsel şiddeti nasıl ele aldığı ve işlediği/yorumladığıyla ilgili örnekler hayatta kalanların haklarını gözetme ve verilen toplumsal mesajlar açısından pek de iç açıcı değil.

Medya, sosyal medya ve savunuculuk çalışmalarında sık karşılaşılan problemleri şöyle başlıklandırabiliriz;

Özensiz kavram ve bilgi aktarımı: Cinsel şiddetle ilgili kavramların yanlış yerde veya anlamda kullanılmaları insanların kafasında cinsel şiddetle ilgili yanlış genellemeler oluşturabiliyor. Gerekmediği halde istismara maruz bırakılan çocuğun cinsiyetinin öne çıkarılması, toplumda çocukların yaşlarına veya cinsiyetlerine göre mağduriyetlerinin değişebileceği-ölçülebileceği mesajını verebiliyor. Yasal olarak çocuk oldukları halde ergenlere yönelik istismarın ayrımcı ifadelerle iki yetişkin arası ilişki gibi aktarılması, ergenlerin istismarda herhangi bir sorumlulukları olabileceği gibi yanlış bir algıyı besleyebiliyor.

Cinsel şiddet vakasını kışkırtma veya damgalama aracı olarak kullanmak: Failin kimliği; ülkücü, sağcı, solcu, siyasal islamcı, ünlü vb. olması, ya da şiddetin imam-hatip okulunda veya özel bir kolejde gerçekleşmesini medya kurumları ya da kişiler kendi politik amaçları doğrultusunda öne çıkarmak (ya da gizlemek) eğiliminde olabiliyorlar ve cinsel şiddet olayını kullanarak birbirlerini “damgalamak” isteyebiliyorlar. Bu yaklaşım şiddetin kendisine, maruz bırakılan yetişkin ya da çocukların haklarına ve desteklenmelerine odaklanılmasını engelliyor. Mahremiyetlerini ihlal ediyor, yeni travmalar veya mağduriyetler yaşatabiliyor.

Hayatta kalanların haklarını gözetmeyen, ikincil travma olabilecek detayların, ifadelerin manşetlere çekilmesi: Evet belki bu manşetler daha dikkat çekici veya öfke-üzüntü duygularını daha fazla tetikliyor. Ancak sorumlu habercilikte ya da savunuculukta belki de ilk sormamız gereken şeylerden biri şu olmalı: Kullandığım başlık ve içerik, cinsel şiddete maruz bırakılmış veya bu şiddeti yaşayan milyonlarca kişiye hangi mesajı veriyor? Cinsel şiddetle ilgili hak-temelli, güçlendirici-destekleyici, farkındalık artırıcı bir çerçevesi var mı? İçerikte, toplumda hayatta kalanlara saygı duyulmamasına, “mağdur kalıbı” dayatılmasına, (örneğin gülümsüyorsa, güçlü duruyorsa mağdur olamaz gibi) kişiye acınmasına veya mağdur kimliği üzerinden damgalanmasına yol açan ifadeler var mı? Örneğin birinin cinsel şiddeti haketmediğini ‘zaten işten eve evden işe giderdi’ gibi cümlelerle ispatlamaya çalışarak, bunu yapmayanların cinsel şiddeti hakedebilecekleri gibi bir mağdur-suçlayıcı algıyı beslemiş oluyor mu? gibi..

Detaylara dikkat edilmemesi veya önemsenmemesi: Oysa herşey o detaylarda ve birçok haberde ve medya üretiminde, deyim yerindeyse ‘şeytan ayrıntıda gizli’. Hala programlarda, köşe yazılarında, karikatürlerde rahat rahat tecavüz şakalarının yapılabiliyor olması, seçilen görsellerin hangi mesajları verdiğine dikkat edilmemesi, cinsel şiddet ve taciz türlerinin espri malzemesi olarak kullanılması ve hiçbir bedel ödenmemesi insanlara önemsiz görünebilir. Oysa bu detaylar çözümün tali bir yolu değil; çözümün ana noktası ve çalışmamız gereken yer tam da burası.

Cinsel şiddetle ilgili haber ve benzeri üretimlere büyük bir özveri ve mücadele motivasyonuyla, şiddetin bitmesi amacıyla yürekten emek verildiğini biliyoruz. Elbirliği ve dayanışmayla, üzerinde tartışarak ve çalışarak toplumsal değişime, cinsel şiddetle mücadeleye daha fazla katkıda bulunabiliriz. Toplumda çokça bahsedilen ve paylaşılan ancak hala çoğumuzun sadece üçüncü şahıslar üzerinden ele aldığı bu konuyu, kendimize dönerek de ele alabiliriz. Her birimizin bireysel emeği çok değerli, çünkü toplumsal değişim dolaylı değil doğrudan bireysel değişimle sağlanabilir. Öğrendiklerimizi unutup yeniden öğrenmekle ilk adımı atabiliriz.

Umuyorum ki bir sonraki yazıda cinsel şiddetle ilgili üretilen içerik ve görseller üzerinde, daha detaylı tartışma fırsatı bulabileceğim.


[1] Özgecan Aslan Mersin’in Tarsus ilçesinde 11 Şubat 2015’te tecavüz girişimine direndiği için bir minibüste öldürüldü. 20 yaşındaydı ve Çağ Üniversitesi Psikoloji bölümünde okuyordu.

[2] http://www.diken.com.tr/karamanda-ikinci-skandal-tecavuzu-10-gun-sakladilar/

[3] http://t24.com.tr/haber/rizede-cocuk-istismarindan-tutuklu-kizilay-yoneticisi-de-ensar-vakfi-il-baskanligi-yapmis,333893

[4] Buradaki ifadeyi eski adalet bakanı Bekir Bozdağ, hükümetin meclise sunduğu TCK 103. madde değişiklik önergesini savunmak amacıyla, çocukların zorla veya rıza inşasıyla evlendirilmelerinin bazı durumlarda istismar değil rızaya dayalı olduğunu belirtmek için kullanmıştır. Aynı savunmayı 17 yaşında öğrencisiyle ilişki yaşadığını iddia eden yetişkin öğretmenin avukatı da kullandı ve failin intihar eden çocuğu cinsel yönden istismar etmediği kararı çıktı.

[5] http://www.hurriyet.com.tr/cansel-k-nin-intihar-etmesine-sebep-olan-ogretmen-tahliye-edildi-40086724

[6]http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/567016/Metro_Turizm_in_sapik_muavininin_cezasi_belli_oldu.html

[7] http://www.hurriyet.com.tr/saadet-ogretmen-sagolsun-tacizciye-ceza-40519093

[8] Bahsi geçen cinayetlere 17 yaşındaki Helin Palandöken, 17 yaşındaki Cansu Çartı, bugün (1 Aralık) cinayet haberini aldığımız 17 yaşındaki Aleyna Can, 6 Mart 2014’te polisten koruma talep ettiği halde öldürülen 20 yaşındaki Özge Gündoğan ve daha birçokları örnek verilebilir. Filtreleme yaparak http://kadincinayetleri.org/ veri haritasından da faydalanabilirsiniz.

[9] Bu baskılar flört ettikleri için öğretmen ya da müdürlerin tehdit ettiği çocukların korkudan camdan atlamalarına ya da intihar etmelerine sebep oldu. Bu tarz haberlerin sayısı da az değil.

http://www.hurriyet.com.tr/mihribani-intihara-goturen-40281119

http://www.haberturk.com/gundem/haber/1184824-okulda-opustugu-iddiasiyla-camdan-atlayan-ogrenci-yuruyemeyecek

[10] Bu konu oldukça uzun bir süre, köşe yazarı Ahmet Hakan’ın verilen oranı yalanlaması, Melis Alphan, TKDF başkanı Canan Güllü ve diğer yazarların çeşitli yorum ve açıklamalarıyla birlikte tartışıldı. Meslek uzmanlarının görüşleri ve sosyal medya yorumları da eklenerek ensest, pedofil gibi kavramların farklılaşan sözlük tanımları, çeşitli yorumlar ve ceza kanunundaki tanımları üzerinden tartışma devam etti. Bazı sosyal medya yorumlarında ensest kavramı yetişkinler arası ve rıza ölçütü üzerinden de tartışıldı. Verilen bilgilerin tümü teyit edilemese de açılan tartışma özellikle ensest gibi çok tabu konuların farklı açılar sunularak tartışılabiliyor olması açısından önemlidir. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/melis-alphan/murat-basogluna-niye-sasiriyoruz-turkiyede-ensest-orani-yuzde-40-40567512

[11] #FerideNerede diyen kadınlar kazandı: Feride kurtarıldı http://sendika62.org/2015/06/universiteli-kadindan-haber-alinamiyor-polis-susuyor/

http://www.hurriyet.com.tr/mugla-da-kacirilan-universiteli-feride-adanada-bulundu-29337041

[12] Özgecan Aslan’ın katledilmesi sonrası oluşan öfke ve infialde Türkiye’de 4 milyondan fazla kadın #sendeanlat hashtagi ile yaşadıkları cinsel şiddetten bahsetti ve bu hashtag dünya trendinde bir numaralı başlık oldu. http://www.milliyet.com.tr/twitter-da-ozgecan-kampanyasi–gundem-2014165/

[13] 5 Ekim 2017’de New York Times’ta çıkan ve Amerikalı film yapımcısı Harvey Weinstein’a yönelik cinsel saldırı suçlamalarını içeren bir makale sonrası gelen tepkiler üzerine Weinstein 3 gün sonra kendi adını taşıyan şirketin yönetim kurulundan kovuldu, 5 gün sonra eşi onu terkettiğini açıkladı, 6 gün sonra BAFTA akademi üyeliği durduruldu ve CBE Kraliyet nişanının da geri alınması istendi, 1 hafta sonra henüz hiçbir resmi şikayet olmadığı halde polis iki ülkede iddialara yönelik soruşturma başlattı, 9 gün sonra Oscar kurulu Weinstein’ı tüm organizasyonlarından dışladığını açıkladı. 10 gün sonra aktrist Alyssa Milano #metoo hashtagini başlatarak yaşanan cinsel şiddetin paylaşılması için çağrıda bulundu. Bu çağrıya katılan birçok ünlü arasında 14 yaşındayken Kevin Spacey tarafından istismar edildiğini açıklayan aktör Anthony Rapp de vardı. Ve böylece Kevin Spacey’e yönelik iddialar ve yaptırımla sonuçlanan kararları da gözlemleyebiliyoruz. Rapp, kendisine yönelen mağdur-suçlayıcı mesajları da twitter hesabında paylaşıyor.

http://www.bbc.com/news/entertainment-arts-41594672

https://www.thesun.co.uk/tvandshowbiz/4700676/me-too-hashtag-harvey-weinstein-sex-scandal/

[14] Medyanın tacize tecavüze maruz bırakılan, kaybolan ve öldürülen yabancı kadınlarla ilgili ürettiği haberlerde (örneğin Pippa Bacca, Sarai Sierra gibi) öldürülen kadının din misyoneri ya da CIA ajanı olmasından, otostop yapmasına ya da “kocası çocuğu olan kadının yalnız başına Türkiye’de ne işi var” sorgulamasına kadar, milliyetçilikten ya da milli utançtan beslenen mağdur-suçlayıcılık örneklerini gördük. Yanısıra, tecavüze uğrayıp feci yollarla katledilen kadınlar Emani El Rahmun gibi Suriyeli bir göçmen ya da Hande Kader gibi trans seks-işçisi olduğunda haberin görünürlüğü, kitleselliği, içeriği ve tonu da değişiyor.